İstanbul

Haberlerde ara

Emtia

SANAYİCİ YATIRIMI ERTELEMİYOR VERİMLİLİĞE YÖNELİYOR

Paylaş
Bu içeriği paylaş
Kaydetmek için giriş yap

NIKKEN Genel Müdür Yardımcısı Murat Güner, yüksek finansman maliyetleri, Çin’in küresel rekabet baskısı ve artan üretim giderleri sonrası Türk sanayicisinin yeni makine yatırımını ertelerken mevcut tezgâhlardan daha yüksek verim almaya odaklandığını söyledi.

Küresel ticarette dengelerin yeniden şekillendiği, finansmana erişimin zorlaştığı ve üretim maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde Türk imalat sanayisi temkinli bir seyir izliyor. Çin’in yüksek kapasitesi ve agresif fiyat politikası özellikle Avrupa pazarında rekabeti zorlaştırırken, Türkiye’de yüksek faiz, finansmana erişim sorunları, enerji ve işçilik maliyetleri sanayicinin yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. Gelişen tablo karşısında sanayicinin önceliğinin yalnızca kapasite artırmak değil, mevcut kapasiteyi daha verimli kullanmak olduğunu kaydeden NIKKEN Genel Müdür Yardımcısı Murat Güner, Paravizyon’un sorularını yanıtladı.

DURAĞANLIK DEĞİL RİSK YÖNETİMİ

-Rakamlar büyümeyi gösterse de sahada ‘işler yavaş’ deniyor. Sanayicideki bu temkinliliği nasıl gözlemliyorsunuz?

Çin’in agresif fiyat politikası, yüksek üretim kapasitesi ve küresel pazarlardaki baskısı, başta Avrupa olmak üzere Türkiye’deki geleneksel imalat kollarında, otomotiv tedarik zincirinde ve genel makine imalatında yavaşlamaya neden oluyor. Buna iç pazardaki yüksek finansman maliyetlerini, faiz yükünü ve enflasyonist baskıyı da eklemek gerekiyor. Sanayicimiz bir taraftan mevcut işletme sermayesini korumaya çalışırken diğer taraftan yeni takım tezgâhı ve kapasite yatırımlarını ertelemek zorunda kalıyor. Ancak madalyonun diğer tarafında oldukça güçlü bir dinamizm var: savunma ve havacılık sanayisi. Türkiye’nin son yıllarda bu alanlarda küresel bir oyuncu haline gelmesi, kritik alt sistem ve parçalarda yerlilik oranlarının derinleşmesi sektörü küresel dalgalanmalardan önemli ölçüde ayrıştırdı. Bu tarafta iş hacmi ve üretim yoğunluğu oldukça yüksek. Sahadaki temkinlilik aslında bir durağanlıktan çok, sanayicimizin riskleri yönetme refleksini gösteriyor. Bugün standart bir kapasite artışından ziyade parça başı maliyeti düşüren, çevrim sürelerini kısaltan, yüksek katma değerli ve hatasız üretim sağlayan teknolojilere yönelik hedefli yatırımlar öne çıkıyor.

SORUN SADECE FAİZ DEĞİL

-Finansman krizi açısından baktığınızda tablo ne durumda? Sanayici için asıl sorun yüksek faiz mi, yoksa krediye ve paraya erişememek mi?

Asıl bariyer yalnızca faizin maliyeti değil. Doğrudan finansmana ve sıcak paraya erişimin son derece zorlaşması önemli bir sorun. Sanayinin çarklarının döndüğü, siparişlerin bulunduğu bir ortamda bile Türk üreticisinin küresel rekabette güçlenebilmesi için rakipleriyle eşit finansman şartlarına sahip olması gerekiyor. Avrupalı veya Uzak Doğulu bir üretici uzun vadeli, öngörülebilir ve daha düşük maliyetli kaynaklarla teknoloji parkını yenileyebilirken, bizim sanayicimiz hem zorlu pazar koşullarıyla mücadele ediyor hem de finansmana ulaşmak için ciddi bir enerji harcıyor. Bu durum, Türk üreticisinin küresel rekabetteki en önemli avantajlarından biri olan çevikliğini de zayıflatıyor. Sanayici elindeki sermayeyi yeni tezgâh almak yerine işletme sermayesini ve nakit akışını korumak için kullanıyor. Sanayici yatırım yapma isteğini kaybetmiş değil. Sadece yatırımın biçimi değişiyor. Sanayici mevcut tezgâhlarını daha verimli hale getirmeye çalışıyor, katma değerli ekipmanlarla mevcut makine parkının kapasitesini artırma yoluna gidiyorlar.

BİLANÇODA HİSSEDİLİYOR

-Artan enerji ve işçilik malietleri karşısında yüksek hassasiyetli çözümler sanayicinin maliyet yükünü nasıl azaltıyor?

Ürünlerimiz ve mühendislik yaklaşımımız, tam da bu tür dar boğazlarda sanayici için önemli bir verimlilik aracı haline geliyor. Finansmana erişimin kolay, kârlılık marjlarının yüksek olduğu dönemlerde fabrikalar proseslerdeki kayıp zamanları, duruşları veya küçük verimsizlikleri bir ölçüde tolere edebiliyor. Ancak enflasyonun, enerji giderlerinin ve işçilik maliyetlerinin marjları baskıladığı bir dönemde en küçük verimsizlik dahi işletme bilançosunda çok daha görünür hale geliyor. NIKKEN olarak yüksek hassasiyetli takım tutucu sistemleri, açısal kafalar ve 5 eksen döner tabla çözümleriyle hata ve hurda oranının azaltılmasına, takım ömrünün uzatılmasına, enerji tüketiminin düşürülmesine, operasyonların birleştirilmesine ve çevrim sürelerinin kısaltılmasına odaklanıyoruz. Yüksek salgı hassasiyeti ve sönümleme kapasitesi, pahalı hammaddelerin ve kritik iş parçalarının ıskartaya çıkma riskini azaltıyor. Stabil rijitlik kesici takım ömrünü artırırken aşınma maliyetlerini aşağı çekiyor. Çok eksenli işleme ve açısal kafa çözümleri ise parçanın mümkün olduğunca tek bağlamada tamamlanmasına katkı sağlıyor. Sanayici böylece mevcut tezgâh parkını tamamen değiştirmeden, doğru ekipman ve proses optimizasyonuyla aynı makineden daha yüksek verim alabiliyor.

EN BÜYÜK GÜCÜMÜZ ÇEVİKLİĞİMİZ

-Geleneksel ticaret kalıpları kırılıyor. Türk imalatçısının dijitalleşme, e-ihracat ve Yeşil Mutabakat süreçlerine entegrasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk sanayicisinin ve insanımızın değişime, yeni teknolojilere ve kriz dönemlerinde yön değiştirmeye verdiği tepki, küresel rekabetteki en büyük avantajlarımızdan biri. Avrupalı veya Batılı rakiplerimiz çoğu zaman daha planlı, daha öngörülebilir ve uzmanlık alanlarına odaklanabilecekleri ekosistemlerde faaliyet gösteriyor. Bizim imalatçımız ise ana işini en yüksek kalitede yapmaya çalışırken aynı anda lojistikten finansa, bürokrasiden küresel pazar dalgalanmalarına kadar birçok farklı sorunla mücadele ediyor. Bu çoklu kriz yönetimi refleksi sanayicimize ciddi bir esneklik ve çeviklik kazandırıyor. Dijitalleşme ve e-ihracat tarafında üreticimizin oldukça istekli olduğunu görüyoruz. Dijital pazarlara, sınır ötesi B2B platformlara ve uluslararası müşteri yönetim sistemlerine entegrasyon hızlanıyor. Dijital araçlar artık yalnızca üretim hattında değil, satıştan müşteri ilişkilerine kadar işletmenin farklı aşamalarında daha fazla kullanılıyor. Yeşil Mutabakat da artık sanayici açısından yalnızca bir çevre projesi değil. Avrupa pazarında var olmanın koşullarından biri haline geliyor. Enerji tüketimini azaltan, karbon ayak izini düşüren ve parça başına kaynak israfını sınırlayan üretim teknolojileri bu nedenle giderek daha fazla önem kazanıyor.

OLANI DOĞRU KULLANMAK ÖNEMLİ

-Son olarak, bugünkü ekonomik şartlarda sanayiciye nasıl bir yatırım perspektifi önerirsiniz?

Bugün bütün yatırımların aynı anda yapılmasını beklemek gerçekçi değil. Sanayicinin öncelikle mevcut kapasitesini doğru analiz etmesi gerekiyor. Nerede zaman kaybediliyor, hangi operasyonlarda hurda oluşuyor, hangi noktada takım ömrü düşüyor, hangi işlemde gereksiz ayar veya transfer yapılıyor? Önce bunların ortaya konulması gerekiyor. Yeni bir makine almak elbette kapasiteyi artırabilir. Fakat doğru teknolojiyle mevcut makinenin verimliliğini yükseltmek de son derece önemli bir yatırım. Özellikle finansmana erişimin zor olduğu dönemlerde, daha düşük yatırımla daha yüksek üretim ve kalite elde etmek sanayici için kritik hale geliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca makine parkının büyüklüğünün değil, makine parkının ne kadar verimli kullanıldığının belirleyici olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin üretim gücü, savunma ve havacılık başta olmak üzere yüksek teknoloji alanlarında elde ettiği kazanımlar ve sanayicimizin değişime hızlı adapte olma kabiliyeti önemli bir avantaj. Bu avantajı sürdürülebilir rekabet gücüne dönüştürmenin yolu ise daha hassas, daha verimli, daha dijital ve daha katma değerli üretimden geçiyor.

UCUZ İŞÇİLİKLE REKABET OLMAZ

Artık sadece fason üretimle veya ucuz işçilik avantajıyla dünya ticaretinden daha fazla pay almamız mümkün değil. Bunun farkına varılmış durumda. Değişime uyum sağlama kabiliyetimiz sayesinde geleneksel talaşlı imalat atölyelerinin bile yüksek katma değerli, izlenebilir ve sertifikasyon gerektiren üretim merkezlerine dönüşmeye başladığını görüyoruz. Burada teknoloji yalnızca daha hızlı üretim anlamına gelmiyor. Daha hassas, daha az hatalı, daha az kaynak tüketen ve daha yüksek katma değer üreten bir üretim modelinden söz ediyoruz. Türk imalatçısı bu dönüşümü bir tehditten çok, küresel tedarik zincirinde daha üst liglere çıkmak için bir fırsat olarak görüyor. Bence sahip olduğumuz en önemli avantajlardan biri de bu dönüşüme adapte olma hızımız.

Editör

Görüşünüzü paylaşın

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.

İlginizi çekebilir

E-posta bülteni aboneliği

Abonelik isteğinizi e-posta adresinizle oluşturun ve gelen doğrulama bağlantısıyla onaylayın.

Abonelik e-posta onayınızdan sonra başlar. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz.

Görünüm seçiminiz bu tarayıcıda saklanır. Dış video sağlayıcıları, videoyu yükleme izni verene kadar çağrılmaz.

Tercihinizi buradan değiştirebilirsiniz. Bu ayar, bağımsız eklediğiniz üçüncü taraf eklentilerin çerezlerini yönetmez.