Arsiyan’da Zaman, Rüzgâr ve İnsan


***«Arsiyan’ın gölleri bir değil, birçoktu. Yaşlılar sayısını tutturamazdı; kimi sekiz derdi, kimi on. Kimi de “Allah bilir” deyip konuyu kapatırdı. Ama hepsi yüzen adaları bilirdi. Rüzgâr onları kıyıdan kıyıya gezdirir, sabah gölün bir ucunda, akşam öbür ucunda dolaştırırdı. Kökleri dibe değil, yalnızca kendi kendine tutunmuş otlu topraklardı yüzen adalar.»***
Üzerinde çalıştığım romandan bu satırlarla başlamak istedim. Arsiyan’ın göllerini anlatırken yalnızca bir coğrafyadan söz etmiyorum; insanın zamanla uzaklaştığı, uzaklaştıkça değerini unuttuğu bir dünyadan söz ediyorum.
İnsanın olmadığı bir göl düşünün. Kıyısında oturan yok, suyuna taş atan yok. Rüzgâr esiyor, bulutlar geçiyor, adalar ağır ağır yer değiştiriyor. Kimse seyretmese de bunların hepsi yaşanmaya devam ediyor. Peki, insanın olmadığı doğa yalnız mıdır? Asıl soru belki bu değil. Asıl soru, doğadan uzaklaşan insanın neleri kaybettiği.
Dünyanın uzak köşelerini merak ediyor, başka ülkelerin şehirlerini görmek için yollar arıyoruz. Peki, yanı başımızdaki güzelliklerin ne kadarını biliyoruz? Yaşadığımız coğrafyayı çoğu zaman yollar, binalar ve günlük ihtiyaçlar üzerinden tanıyoruz. Bir yerden geçiyoruz ama orayı görmüyoruz. Bir ağacın yanından yürüyoruz ama gölgesinde durmuyoruz.
Artvin’in Şavşat ilçesinde, Gürcistan sınırı boyunca uzanan Arsiyan Yaylaları bu soruları akla getiren yerlerden biri. Gölleri ve yüzen adalarıyla bu coğrafya, doğanın dikkat çekmek için gösteriye ihtiyaç duymadığını hatırlatıyor. Çevremizi tanımayışımızın nedeni görme imkânımızın olmaması değil; görmenin ne demek olduğunu unutmamızdır.
Toprağı yerinde durur bildiğimiz hâlde, suyun üzerinde gezen otlu toprak parçalarıyla karşılaşıyoruz. Doğa, kendi düzeni içinde ne kadar farklı biçimlerde var olabildiğini gösteriyor. İnsan ise yerini korumak, sahip olduklarını kaybetmemek istiyor. Değişimden tedirgin oluyor, alışkanlıklarına sığınıyor. Oysa hayatın kendisi değişimden ibaret.
Adalar bize bir şey anlatmak için hareket etmiyor elbette. Anlamı arayan biziz. Doğanın değeri de burada: Bize cevap vermesinden çok, unuttuğumuz soruları yeniden sordurması.
Her uğraşın bir karşılığı olsun istiyoruz. Boş zamanı dolduruyor, sessizlikte başka bir ses arıyoruz. Gittiğimiz yerin fotoğrafını çekerken anın kendisini kaçırıyoruz. Bir gölün kıyısında oturmak için neden arıyoruz. Oysa bazen yalnızca oturmak yeterlidir. Bazı şeyler ancak yaşandığında anlam kazanır.
Her şeyin hızlandığı bir dünyada beklemeyi unutuyoruz. Dikkatimiz hep başka yerdeyken, bulunduğumuz yerde kalmak zorlaşıyor. Doğadan uzaklaşmak yalnızca yeşilden ve temiz havadan uzaklaşmak değildir. Kendi sesimizi duyabileceğimiz sessizlikten, acele etmeden düşünebileceğimiz zamandan da uzaklaşıyoruz.
Bir çocuğun bir böceği uzun uzun izlemesinde, birinin gün batımını sessizce seyretmesinde gösterişsiz ama değerli bir şey var. Bu anlarda hiçbir yere yetişmiyor, kimseye kendimizi kanıtlamıyoruz. Yalnızca hayatın içinde bulunuyoruz. Doğa, hayatımızın yerine geçmez. Hayatımıza yeniden bakmamıza imkân verir.
Kaybettiğimiz yalnızca bir manzara değil; dikkatimiz, sabrımız, karşılık beklemeden bir güzelliği yaşayabilme yeteneğimiz. Bir ada rüzgârla yer değiştirirken biz ne kadar değişebiliyoruz? Doğanın sessizliğine tahammül edemediğimizde, aslında hangi seslerden kaçıyoruz?
Romanımda Arsiyan, yaşlıların hafızasında süren bir coğrafya. Bir yer bazen haritadaki konumundan çok, orada yaşayanların anlattıklarıyla var oluyor. Bugün biz de çevremize dair neyi hatırlayacağımızı belirliyoruz. Çocuklarımıza hangi ağaçları göstereceğiz, hangi göllerin adını anlatacağız? Bir gölün kıymetini anlamak için kurumasını, bir yaylanın değerini fark etmek için betonlaşmasını beklememeliyiz.
Arsiyan’ın adaları biz fark etsek de etmesek de rüzgârla yer değiştirmeye devam ediyor. İnsan bu dünyanın sahibi değil, parçasıdır. Kaybolan zamanın ardından koşarak yetişemeyiz. Ama neyi kaçırdığımızı fark edebiliriz. Bir gölün kıyısında durup hiçbir şey yapmadan çevremizi seyretmekle başlayabiliriz.
Doğanın yalnızlığı bize önemsiz görünebilir. Asıl üzerinde düşünmemiz gereken, doğadan uzaklaştıkça insanın kendi hayatında büyüyen sessizliktir.
Zekeriya Yahşi
25 Ekim 2026
Zekeriya Yahşi
Paravizyon Köşe Yazarı





