BEYNEL’E BİR KARDEŞ GELDİ: ADI MİNEL!

Bodrum’da denizin kıyısında, lezzetin ve zarafetin buluştuğu yeni bir adres.

Bodrum’da yeni bir restoran açıldığında ilk merak ettiğim şey yalnızca mutfağında neler piştiği olmuyor. Mekânın bir hikâyesi var mı, bulunduğu yere ne kadar ait, sofrasında nasıl bir anlayış hâkim? Çünkü benim için iyi bir restoran, tabağındaki lezzet kadar insana hissettirdikleriyle de anlam kazanıyor.
İşte bu kez yolum, Bodrum’un denizle iç içe atmosferine yeni bir soluk getiren Minel’e düştü.
Aslında Minel’in hikâyesi hiç de yabancı değil. Gastronomi dünyasında kendine özgü yaklaşımıyla tanıdığımız Beynel’in şimdi bir kardeşi var. Adı Minel!
Beynel’den Minel’e Uzanan Bir Mutfak Hikâyesi
Bu hikâyenin merkezinde Karadenizli bir şef, Tamer Şef var.Tamer Özkan
Beynel ile Michelin Rehberi’nin öneri listesine girmeyi başaran şefin mutfak anlayışını yalnızca yemek pişirmekle sınırlandırmak haksızlık olur.
Coğrafi işaretli ürünlere verdiği önem, kadın kooperatiflerinden tedarik anlayışı ve kadın istihdamını destekleyen yaklaşımı, Beynel’in gastronomik kimliğinin önemli parçaları arasında.
Ben bu anlayışı çok kıymetli buluyorum. Çünkü gastronomi yalnızca tabağa gelen yemek değil; o ürünün yetiştiği toprak, üreticinin emeği ve mutfağa ulaşana kadar geçen yolculuğudur.
Şimdi Tamer Şef, bu birikimini Bodrum’a taşıyarak deniz ürünlerinin ön planda olduğu yeni bir sofraya imza atıyor.
Üstelik Minel’in iddiası yalnızca iyi yemek sunmak değil; Bodrum’da giderek daha fazla konuştuğumuz fiyat-performans dengesini de gözetmek.
Tarihi Bir Taş Ev, Kale Manzarası ve Denizin Sesi
Minel’e adım attığımda beni ilk etkileyen şey atmosferi oldu.
Denize sıfır konumlanan, iki katlı tarihi bir taş ev… Karşınızda Bodrum Kalesi, hemen yanı başınızda deniz.
Kum ve çakılın üzerine yerleştirilmiş masalar, Bodrum’un o eski, gösterişsiz ama kendine has zarafetini hatırlatıyor.
Öyle her köşesi kusursuz görünmek için tasarlanmış, ruhunu kaybetmiş mekânlardan değil burası.
Aksine sıcak, yaşayan ve insanı içinde rahat hissettiren bir atmosferi var.
Dekorasyonda kullanılan seramik masalar özellikle dikkatimi çekti. İtalyan esintileriyle Anadolu çizgilerinin buluştuğu bu detaylar, mekâna farklı bir karakter kazandırmış.
Mavi rengin hâkimiyeti ise denizin hemen yanı başında olduğunuzu bir kez daha hatırlatıyor.
Bir yanda taş duvarların geçmişten taşıdığı hikâyeler, diğer yanda Akdeniz’in renkleri…
Bence Minel’in en güçlü yanlarından biri de tam olarak bu uyum.
Küçük Mavi Cam Tabaklarda Büyük Bir Lezzet Yolculuğu
Gelelim sofranın en keyifli bölümüne…
Minel’de benim için gecenin yıldızlarından biri kesinlikle meze servisiydi.
Tek bir servis üzerinde bir araya getirilen küçük mavi cam tabaklar, daha masaya gelir gelmez dikkatimi çekti. Her biri farklı bir lezzet taşıyan bu tabaklar, adeta denizin mavisini sofraya taşımıştı.
Deniz börülcesi, gambilya fava, cevizli kabak, ballı pancar, fesleğenli peynir ezmesi, reyhanlı patlıcan, ahtapot salatası ve hardallı levrek marin…
Bir yanda Ege’nin tanıdık otları ve sebzeleri, diğer yanda denizden gelen lezzetler. Ceviz, reyhan, fesleğen , bal ve hardal gibi farklı dokunuşlarla zenginleşen bu seçki, klasik meze sofrasına renkli bir yorum getiriyor.
Ancak sofrada beni ayrıca etkileyen bir lezzet daha vardı: Pancar turşusu!
Bazen en sade görünen tabak, en çok akılda kalan oluyor. Benim için pancar turşusu tam da öyleydi. O kadar başarılı buldum ki özellikle altını çizmek istiyorum.
Mezeler benim için bir restoranın mutfak karakterini anlamanın en güzel yollarından biri. Çünkü iyi bir meze sofrası yalnızca çeşitlilikten ibaret değildir; malzemeye gösterilen özeni ve lezzetler arasındaki uyumu da hissettirmelidir.
Minel’in küçük mavi cam tabaklarda sunduğu meze seçkisi, hem çeşitliliği hem de sunumuyla ilk ziyaretimin en keyifli bölümlerinden biriydi.
Tuzda Izgara Levrek: Sadelikle Gelen Lezzet
Mezelerin ardından sofranın deniz ürünleriyle devam etmesi kaçınılmazdı.
Domatesli karides ve kalamar beğendiğim seçenekler arasındaydı. Ancak gecenin benim için en başarılı tabaklarından biri tuzda ızgara levrek oldu.
Balığın içi öylesine güzel pişirilmişti ki suyunu kaybetmemiş, sulu ve yumuşacık dokusunu korumuş,
İç dolgusunda kullanılan fesleğen, limon ve nane ise balığın kendi lezzetini bastırmadan, hafif ve hoş bir aromayla desteklemiş hani derim ya bazen off ki ne of lezzet patlaması…
Bence iyi bir balık pişirmenin en önemli inceliklerinden biri de bu. Malzemenin doğal tadını korumak, ona eşlik eden aromaları ön plana çıkarmak yerine dengeli kullanmak.
Tuzda ızgara levrekte tam da bunu hissettim.
Bir de yanında sunulan kaşık mısır ekmeği vardı ki onu ayrıca anmadan geçemeyeceğim.
Dışı hafif çıtır, içi ise yumuşacık… İlk lokmada hissedilen o ince çıtırlığın ardından gelen yumuşak doku, mısır ekmeğini sıradan bir eşlikçi olmaktan çıkarıyor.
Karadeniz mutfağının vazgeçilmezlerinden mısır ekmeğinin bu sofrada kendine yer bulması, Tamer Şef’in kökleriyle kurduğu bağı da hatırlatıyor.
Balığın fesleğen, limon ve naneyle desteklenen hafif aroması, kaşık mısır ekmeğinin dokusuyla birleşince benim için gecenin en güzel lezzet birlikteliklerinden biri ortaya çıktı.
Bodrum’da Fiyat-Performans Konuşulacak
Son yıllarda Bodrum’da dışarıda yemek yemenin maliyeti hepimizin gündeminde.
Güzel bir manzaraya karşı oturmak, iyi hazırlanmış deniz ürünleri yemek ve hesabı düşünmeden keyifli bir akşam geçirmek artık pek çok kişinin beklentisi.
Minel, tam da bu noktada fiyat-performans iddiasıyla dikkat çekiyor.
Elbette bir restoranı tek ziyaretle bütün yönleriyle değerlendirmek mümkün değil. Ancak ilk izlenimim, Minel’in hem atmosferi hem de mutfak yaklaşımıyla Bodrumluların yüzünü güldürmeye aday olduğu yönünde.
Burada önemli olan bu anlayışın zaman içinde de korunması.
Çünkü iyi bir restoranı kalıcı kılan yalnızca açıldığı günlerdeki heyecanı değil, her ziyaretinizde aynı özeni bulabilmenizdir.
Bir Sonraki Sofrada Buluşmak Üzere…
Minel’den ayrılırken aklımda yalnızca tattığım lezzetler değil, henüz denemediğim tabaklar da vardı.
Bir sonraki ziyaretimde menünün farklı seçeneklerini keşfetmek istiyorum.
Ama şunu söyleyebilirim ki Bodrum’un deniz kıyısındaki bu yeni adresi, ilk ziyaretimde bende güzel bir iz bıraktı.
Tarihi taş evin sıcaklığı, seramik masaların zarafeti, küçük mavi cam tabaklardaki mezeler, başarılı pancar turşusu, içi sulu sulu kalmış aromatik tuzda levrek ve yanında dışı hafif çıtır, içi yumuşacık kaşık mısır ekmeği…
Beynel’e gelen bu kardeşin, Bodrum gastronomisinde nasıl bir yer edineceğini zaman gösterecek.
Benim heybeme ise Minel’den güzel bir Bodrum akşamı ve yeniden uğrama isteği kaldı.
Sevgiyle görüşmek dileğiyle…
Şennur Enginler
Gezgin Parpali





